oyuna çağrı
:::..::...:::
çıkarma dilini, öp hocanın elini
 
   
  OYUNA ÇAĞRI:
 
  geç kalmış bir öğretmen ağıtı...
   
 

"Çocuklar muhteşem Allah'ım" diyen Dağlarca'ya yürekten katıldık. Muhteşem varlıklarla, muhteşem bir oyunu başlattık. "Bu dünyaya sevi için" gelmiştik, sevgi baştacımızdı. Dipsiz bir karadelik gibi tüm değerleri yutan dünyanın ve zamanın tam ortasına dikilip "Size ve 'aşınmış' yarınlara bırakmayacağız sevgiyi." diye meydan okuduk.

Bir şey en çok sahip olunmadığında konuşulurmuş, biliriz. Ucu çıkarlarımıza dokunmadığı sürece 'mangalda külsüz' sevgiden söz etmeyi yakıştırmayız üstümüze. Sevgiden öte söz yoktur çünkü. Çünkü, tırnaklarımıza kadar sevgi idik biz.

"İçi boş insanların bu dünyada yeri yok"tu, biliyoruz. Varlığımızın anlamını çözmeye çalışıyorduk, 'işgal ettiğimiz toprağın' hakkını vermeye... Bilgi yüklüyorduk heybemize; yük değil azık olarak. Azıksız çıkılmazdı yola.

Oysa bilgi, yük haline gelmişti cümle âleme... Kara bir heyula, kör bir duman kaplamıştı ortalığı:
"Bir kavga başlamıştı ki, nasip kısmet uğruna,
Kapağı ver, kulbu al; kurbanı hiç soran yok.
"

Ne kapak, ne de kulb ayağımıza takılabilirdi bizim. Takılsa da 'tınmazdık' zaten. İnsanca erdemlere, soylu duygulara, çocukluğun esenliğine ve sevginin büyüleyiciliğine koşarken, kim/ne bağ olabilirdi ki ayağımıza. "Altı üstü beş metrelik bez için,/ boşa geçmiş ömre yaşam denir mi?"ydi.

Oynayacaksan eğer sen de bizimle, çocukluğun enginliğine, erdeminle; "Sapa kulba kapağa itibar etme dostum".

'Sevgilerimizi yarınlara bırakmadık' biz. 'Bitmeyen işler yüzünden, bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi, kalbi-mizi dolduran duygular, kalb-imizde kalmadı'. Geniş zamanlar da ummadık bir sevgiyi söylemek için. Her şey, bir yaprağın tedirgin kıpırtısı bile yüreklendirmeye yeterdi bizi; bir dostun uzaktan duyulan sesi de. 'Gizli bahçemizde açan çiçekler vardı.'

Bir kelebek kanadı çırpınır göğsümüzde bizim; 'adam olacak çocuğun' gülüşü yansıyınca yüzümüze. Bir tutam gülücük de yansıtalım istedik size, serin ve mavi. Çekinmeyin, hadi çekinmeyin; bastırın yanaklarınıza...

  ali ömer akbulut  
     
  [bilgi ağacı][site haritası][iletişim][ana sayfa][acans][oybideryum][linkler]