|
İnsanoğlu tarihsel
süreçte üç önemli 'biyolojik evre' geçirmiştir. Bunlardan ilki,
eşyaya bağımlı evre; ikincisi,kişilere bağımlı evredir. Bu iki evre
sona ermiş ve insanoğlu kendini 'yerel ve yerüstü' tüm bağ/bağımlılıklarından
kurtaran 'düşüncenin bağımsızlaştığı' büyük evreye girmiştir. Kendi
'öz' kaderinin bağını kendi 'özügür' ve biricik iradesiyle çözecektir
her birey.
Üçüncü evre insanın
öz-ü-gürlüğünün tüm olası unsurlarını barındırmasına rağmen, büyük
talihsizlik eseri insanlık son çeyrekte önceki iki evrenin vulgar
birer tekrarını yaşamaktadır. Güney Ülkeleri diyebileceğimiz -az
gelişmiş ülkeler diye de tabir edilen- toplumlarda düşüncenin kişilere
bağımlı evresi,Kuzey Ülkelerinde ise -gelişmiş ülkeler diye de tabir
edilen-, düşüncenin eşyaya bağımlı evresi yaşanmaktadır.
Varlık'tan kopuş
tarihin hiçbir döneminde olmadığı biçimde en acımasız şekliyle yaşanmaktadır.
Bu durum insanın bütün 'insan oluş', 'kendi oluş' imkanlarını ortadan
kaldırmaktadır. Varlık'a ait tüm sahici zeminler birer birer yitirilmeye
başlanılmış, 'Büyük Bütün'ün olağanüstü güzel 'bütünlük ve oluş'
senfonisi bozulmaya yüz tutmuş;kakafonik bir cızırtı yayılmıştır
ortalığa.
İnsan ve toplum
hayatının herhangi bir unsurunudaki, herhangi bir durum/çarpıklık
bu gerçekten bağımsız ele alınamaz. Az çaba göstererek kazanmamıştır
insanoğlu bu bilgisizliği. Çünkü bilgisizlik ancak çabayla gelir,
bilgi ise insan doğasına içkindir. İnsan,doğasına içkin düşünme/düşünce,bilme/bilgiye
ihanet etmiştir. Büyük Bütün'ün ahengini bozmuştur.
Kişi, öğretmen,
öğrenci, baba, anne, başkan, halk, kral, teba... Hangi kamusal/toplumsal
tanımla ifade edilirse edilsin, hiçbir 'bölüntü' diğerinden bağımsız
değildir. Bunlardan birindeki çarpıklık/güzellik salt kendinden
kaynaklı olamaz. Sadece insan için değil tüm varolanlar için ve
de bilgi için geçerlidir bu 'bütünlük'. Onların birbirinden koparılmaları,Varlık'tan
koparılmalarıdır.
Bu durum bir 'medeniyet'
meselesidir. Tüm 'çağdaş' tarif ve tanımlamalarından uzak;varolma,
Varlık'a katılma,evrensel oluş senfonisini seslendirme, bütün varolanların
bir ve bütünlük içinde eyleme, 'eğitişim'e geçmesi olarak tanımlanabilecek
bir medeniyet. Varlık'ın sesinin yeniden işitilir olması, Onunla
söyleşiye geçebilmek ancak "Toprak-Zaman ve İnsan" unsurlarının
anlamlı beraberlikleri, birlikte eylem ve eytişime geçmeleri, birbirini
üretmeleri durumunda mümkündür.Bunun insan için ifadesi; tarlaya
soğan ekmeden, devlet yönetmeye tüm insan eylemlerinin insana has
bir üslüp, insanın tabii yapısındaki güzelliğe uygun olarak sanatkarane
bir biçimde ortaya çıkması demektir.Tabii ki, Varlık'ın ortak türküsünün
bir terennümü olarak.
Bunu eğitim özeline
indirgeyecek olursak.. Çoçuğunu 'eti senin kemiği benim' diyerek
öğretmenine teslim eden ya da 'bu öğretmen öğrencileri yeterince
sınava hazırlayamıyor/onlara yanlış davranıyor' diyen veliden, 'her
şeyin başı eğitimdir' diyen öğretmene, zaten müfredatla öngürülmüş/planlanmış
şeyleri ısrarla 'günlük plan'da görmek isteyen yöneticiden, tüm
eylemselliği ev-iş-dolar kuru-tv-yemek-tuvalet arasına sıkışmış
toplum fertlerine kadar eğitimdeki yanlışlıklar da bir medeniyet
sorunudur.
Sorunun çözümü, insanoğlunun üçüncü biyolojik evresi olan 'düşüncenin
bağımsızlığı' evresine tüm getirileriyle sokulabildiği oranda ve
Varlık'ın Türküsü yeniden söylenebildiğinde mümkün olacaktır.
|