Kendini
devingen biçimde var etmek isteyen toplum, eğitim düzenine sahip
çıkmalı, onu sürekli olarak yeniden değerlendirebilmelidir.
Eğitim elbette uzmanca bilgiler isteyen bir işleyişe sahiptir.
Eğitimin değerlendirilip gelişmesinde uzmanların görüşleri,
çalışmaları önemlidir. Ama, toplumuna, kültürüne, yaşayışına
sahip çıkmak isteyen herkes, eğitim uzmanı olsun ya da olmasın
eğitim üstüne görüş geliştirmelidir. Eğitimi değerlendirmek,
hayatımızı değerlendirmektir. Geçmişimizi, geleceğimizi... Eğitimci
olalım ya da olmayalım, yaşarken hepimiz eğitiliyoruz, eğitiyoruz,
öğretiyoruz, öğreniyoruz. Kimse okulda okusun ya da okumasın,
içinde bulunduğu toplumun eğitim düzeninin dışında olamaz. Öyleyse,
toplumumuzdan, kendimizden, dostlarımızdan, düşmanlarımızdan
bile sorumluysak, eğitim düzenimizden de sorumluyuz. Onu değerlendirebilmek
hakkına sahibiz. Sorumluluğumuz bu.
Her
toplumun bir eğitim düzeni vardır. Zaman içinde varlığını
sürdürmek, geçmişteki değerlerini yeniden değerlendirerek
geleceğe bağlamak, genç insanlara, deneyim ve bilgi birikimlerini
aktarmak, onların da bu birikime katkılarını sağlamak, bu
katkılarla toplumun diğer düzenlerini etkilemek, değiştirmek
eğitim düzeninin işlevleri arasındadır.
Eğitim düzeni kendi haline bırakılamaz. Nedeni açık: Hayatımız
kendi haline bırakılamaz. Bilgilerimiz, bilimimiz, sanatımız,
kültürümüz... Değerlendirilmeli, yeniden gözden geçirilmeli,
eleştirilmelidir.
Uzman
dostlarımızın karşı çıkışlarına saygı duyuyorum. Uzmanlar,
danışmanlarımızdır. Onlarla tartışırız, onlardan öğreniriz.
Onlarla birlikte eğitim düzenimiz üstüne düşünürüz. unutmayalım
ki, eğitim kimsenin TEKELİNDE OLAMAZ. Bu hayat bizim hayatımızdır.
Eğitim de bizim eğitimimiz. Eğitim düzeni, toplumun diğer
düzenleriyle eşgüdüm içinde yürüyecekse, bize tepeden inme,
hayatımızla bir türlü bağlarını kurama?dığımız malumat yüklemek
yerine, içimize sindirebileceğimiz bilgi edinme yollarını
gösterecekse, sesimizi dinlemelidir. Burada yeni bir terim
önerisiyle geliyorum; Bundan böyle eğitime eğitişim diyelim.
Eğitim karşılıklıdır; çünkü etkileşmeye, iletişime dayanır.
Eğitim, Türkçe' mizde "eğmez" sözcüğüyle çağrışım
yapıyorsa, eğitişim durumuna geldiğinde, bu, "eğme"nin,
biçim vermenin karşılıklı oluşunu gösteriyor demektir. Eğitici
bizi eğitir, biz de onu. Eğitişiriz birlikte.
İşte
toplumun herhangi bir bireyi olarak, hayatımız eğitim düzeninin
içinden geçiyorsa, eğitiliyorsak, değerlendiriliyorsak bu
süreç içinde, biz de eğitimimizi değerlendirelim, öyle öğrenciler
olalım ki öğrenirken, öğrendiklerimize katkımız olsun bizim
de, öğretebilelim. Öğrenim hayatımız, "öğretişim"
olsun. Bunu sınıf içindeki hayatımızdan başlayarak, okul sonrası,
yaşayışımızın her aşamasında, ölünceye dek uygulamaya çalışalım.
Öğrenirken edilgen olmayalım. Değerlendirilirken, öğretmenimizi,
sınıfımızı, okulumuzu, eğitim düzenimizi değerlendirelim.
Bir defalık değil, sürekli olarak, yeniden, yeniden...
Bakın bize, farkında olarak ya da olmadan temel değerler öğretiliyor.
Örneğin, büyüklere saygı, küçüklere sevgi duymamız gerektiğini,
vatanımızı sevmemizi, milletimize yararlı evlatlar olmamızı...
Oysa, genel ve çoğu kez belirsiz bu görüşlerde, hayatımızın
daha derinlerde yatan noktaları unutuluyor: Nasıl "saygı"
duyulur? Nasıl "sevilir"? Toplumumuza "yararlı"
olmak ne demektir? Bütün bu kavramların anlamları değişiyor.
Yeniden değerlendirilmezse anlamlarını yitiriyor. Görünüşte
"saygılı", görünüşte "sevgi dolu" olup
da saygısız, sevgisiz yaşayabiliyoruz.
Malumat
ediniyoruz. Ders kitaplarımız bunun içindir. Dünyayı, hayatımızı
tanımak için gereklidir. Eğitim düzenimiz bize malumat sunarken
(özellikle bilgi sözcüğünü kullanmıyorum. Benimseyip, hayatımıza
katabildiğimiz, kullandığımız, papağanı olmadığımız, gerekçelerini,
kaynaklarını bir ölçüde verebildiğimiz malumata bilgi diyorum.),
bu malumatla nayatımız arasında nasıl bir bağı varsaymaktadır?
Sana şu malumatı veriyorum; çünkü bunu öğrenirsen şunları
kazanırsın diyor mu? Elbette. Ders kitapları böyle yazılıyor.
Arada yazılanların, eğitimcilerce gerekçeleri veriliyor. Bu
gerekçeleri biliyor muyuz? Bunlar öğrenciye neden söylenmiyor?
Ders kitaplarına ayrı bir bölüm olarak neden konulmuyor? O
zaman öğrenci, eğer ilgili ve yeterli ise bu gerekçeleri eleştirmez
mi? Eğitişim başlamaz mı? Öğretmenine ya da kitap yazarına,
"bana bunu okutuyorsunuz, okuyunca şu becerileri, alışkanlıkları,
erdemleri kazanacağımı söylüyorsunuz. Özür bende mi, öğretmende
mi, kitap yazarında mı, eğitim düzeninde mi?" demez mi?
Saygıdeğer
uzmanlarımız burada öğrencinin programını eleştirecek gücü
olamayacağını söyleyebilirler. Müfredat programlarını, onların
kitaplaştırmasını, aktarımını yalnızca uzmanlar mı eleştirirler?
Eğitim bir cumhuriyettir; egemenlik öğrenenler ve öğretmenler
arasında paylaşılır. Eğitim kendi kendini, öğrenen, öğreten,
planlayanlarla birlikte yönetir. Onu dışarıdan, toplum hayatının
gereksinmelerinden, beklentilerinden, geçmişteki değerlerinden
kopuk ilkelerle yönlendiremezsiniz. BELLİ BİR GRUBUN TEKELİ
ALTINDA OLAMAZ. OLİGARŞİ YA DA ARİSTOKRASİ DEĞİLDİR, EĞİTİM.
Hayatımızın
hızlı değişimine yanıt verebilecek devingen yapıya sahip,
kendini yenileyebilen, özürlerini, eksiklerini saklamayan,
eğitimle ilgili herkesin değerlendirmelerine, görüşlerine,
tartışmalarına açık bir eğitim düzeni, hayatımızı anlamlı
kılabilir. Bir parçası, bir üyesi olmaktan utanmayacağımız
bir düzen. 'Bir düzen, diyorum. Yerleşik değerleri olan. Sürekli
yenilenmenin yanı sıra, gelişi güzel, keyfimizce değiştiremeyeceğimiz,
yaz boz tahtası haline getirilemeyecek, temel ilke-leri olan
bir düzen." Devingen bir biçimde kendini değişen dünyada,
değişen görüş ve bilgilere uyarlarken, toplumun temel değerlerine,
insan anlayışına, yaşama biçimine saygılı, yerleşik bir yapısı
olabilen bir düzen.
İşte
böyle bir düzende sesimizi yükselteceğiz. Talep edeceğiz.
Bu düzene kavuşmak için eğitim adına yapılıp edilenleri, ortaya
konan ürünleri değerlendireceğiz.
Bu sayfalarda, eğitimle ilgili eleştirilerini, beklentilerini,
sıkıntılarını dile getirecek genç okullarla eğitim düzenimizin
yeniden değerlendiril?mesine ışık tutacağız. Eğitimin bir
eğitişim, öğretimin bir öğretişim olduğunu göstermeye çalışacağız.
Okur, eğitimin kendi kendine öğrenmeyi öğrenmek, kendini ve
öğreticilerini eleştirmek olduğunu görecek. Başta bu yazıyı
yazan beni eleştirecek. Okurun bu eleştirisine olanak sağlamak
için, düşündüğüm eğitim düzeninin bazı temel noktalarını anlatacağız.
Eğitimin boyutlarından söz edeceğiz. Eğitim düzenimiz hangi
sorulara yanıt aramalıdır, nasıl bir dünya ve insan için insan
yetiştirmelidir? Görüşlerimi söyleyeceğim. Bir tartışma açmak
istiyorum. Sağlıklı eğitişim için. Eğitimine sahip çıkacak
bir toplum için. Dünyaya sesini duyuracak geniş bilim adamları
için. Teknoloji yaratacak, üretecek heyecanlı, tutkulu insanlar
için.
| Eğitimin
Boyutları |
 |
Çok
boyutlu bir düzendir eğitim. Başka türlü söylersek: Eğitimin
birçok bileşeni vardır, önemli gördüğümüz bazılarını tartışmaya
açacağım. Sorgulamaya çalışacağım düzeni, bu boyutlarını ele
alarak tanımayı deneyebiliriz.
Gençiere
ulaştırılmaya çalışılacak bilgilerin teorik temellerinin göz
ardı edilmemesi gerekiyor. Eğitimin ilk boyutu olan teorik
ya da kuramsal boyut, dünyaya karşı bilim ve düşünce adamlarının
takınması gereken bir tavrı da gösteriyor. Eğitim yalnızca
pratiğe, uygulamaya, sonuç geti?rici görgü, bilgi ve hünere
yönelmeli. Müfredat programları hazırlanırken, kitaplar yazılırken,
derslerin iletişim biçimlen göz önüne alınırken, kuramsal
tavır, kuramsal bakış öğrencinin düzeyi gereği ayrıntısıyla
anlatılamasa da öğrenciye duyurulabilmeli. Öğrenci, öğrendiği
bilgileri hayatına uygulamaya çalışırken, onların arkasındaki
kuramı sezebilmeli. Kuramsal bakış, bakılan nesneye uzaktan
bakıştır. Yoğun, derin düşünce ile yürütülür.
Eğitim
hayat içindir. Bizim hayatta karşılaştığımız, çoğu kez "somut"
dîye nitelendirdiğimiz sorunları çözmek içindir. Kuramın ne
yararı vardır bu sorunların çözümünde? Anlatacağımız konunun
yararlı, kolay anlaşılır, pratik yanlarını tartışsak, yalnızca
bunları öğretsek ne olur? Önce konuyu (konunun kuramsal temellerinin
olduğunu varsayıyoruz) çarpıtmış oluruz. Eksik iletmiş oluruz.
"Bunlar kuramsal ayrıntılar, öğrenmeye gerek yok"
derseniz, kuramı önemsemeyen bir tavrı, öğrenciye olumlu tavır
olarak göstermiş olursunuz. Böyle bir düzen, yaratıcı, sorgulayıcı,
bilimin temel kuramlarını kavrayabilen bilim adamlarını yetiştiremez.
Taklitçi, uygulayıcı, kendisine verilen bilmeceleri çözen
insanlar çıkar ortaya.
Kuramı
önemseyen eğitim düzeni, derinliği olan insanların yaratılmasına
katkıda bulunur.
İkinci boyut ahlak alanındadır. Bilginin oluşumu da, aktarımı
da ahlaksal bir yapı içindedir. İnsanla, toplumla, birey olarak
insanların ahlaksal karakterleriyle, birbirleriyle ilişkileriyle
ilgilidir. Bilgi, görgü, değerlerin genç insanlara iletimi,
onlaria bu yolla kurulan iletişim belli bir ahlak anlayışı
içinde gerçekleştirilmelidir, öğrenci, öğrendiği bilgileri
toplumun ortadan kaldırması için kullanmamalıdır. Sömürüye,
haksızlığa, zulme, sorumsuzluğa izin veren bir bilgilenme,
düzenimizin dışında kalmalıdır. Burada bence eğitim düzenimizdeki
yeterince tartışılmamış bir konuyu gündeme getirmekte yarar
var. Bilgi ahlakı, bilim ve düşünce ahlakı, ahlak dersleri
okunarak mı kazanılman yoksa, ahlak, bilginin aktarımında
mı ortaya konmalı? Hangi konuyu öğretiyorsak, öyle bir tavırla,
öylesine örnek eğiticiler olarak öğretelim ki konunun ahlaksal
boyutunu, konu?nun içinde görsün öğrenci. Yoksa, bilgilerin
öğretilişi, tartışılışmın dışına düşen, kendi başına bir konuymuş
gibi efe alınan ahlak, "havada" kalır. Sıradan öğütler
dizgesi olmanın ötesine geçemez.
Coşku
boyutunu unutmayalım. Genç insan coşkuludur. Duyarlıdır. Bilgi
aşktır. Aşk içinde aktarılmalı, aşk içinde tartışılmalıdır.
Anlattığı konuya karşı soğuk, heyecansız eğiticiler, duyarsız,
yılgın öğrenciler yok bizim eğitim düzenimizde. Olmamalı.
Bir spor karşılaşmasında, bir konserde duyulan coşku, bilgilenirken
neden duyulmasın? Neden eğitim bir eğitişim haline gelirken,
bir zevk olmasın? Neden ondan keyif alınmasın?
Elbette altyapının yerinde olması gerekir. Damı akan, sobası,
kaloriferi yanmayan sınıflarda, geçim derdine, can derdine
düşmüş öğretmenden nasıl bir bilim heyecanı bekleyebiliriz
ki? Eğitimin coşku boyutunun temel koşullarından biridir toplumsal,
ekonomik boyut. Toplumsal çalkantının, huzursuzluğun, ekonomik
sıkıntının, eğitim düzenini tümüyle ortadan kaldırıverme tehlikesi
vardır. Kısaca altyapısal boyut diyebileceğimiz bu özellik,
eğitim düzeninin "olmazsa olmaz" koşuludur. Yeterli
altyapıya sahip eğitim düzeni, "teknik" donanıma
kavuşturulmalıdır. Laboratuvar mafzemeleri, gerekli araç gereç,
bilgisayarlar ve diğer elektronik olanak?lar ve bunlarla öğrenen,
bunları kullanabilip, bilgiye erişebilen, teknik teknolojik
boyutunun olduğunu söyleyebilir. Öyleyse, teknik olanaklarla,
yeterli toplumsal, ekonomik desteğe sahip, toplumuna, kültürüne,
tüm insanlığa ve öğrendiği bilgiye karşı sorumluluğu olan,
öğrendiklerini yalnızca pratik çıkar amacıyla değil de kuramsal
kaygıyla da bakabilen öğrenci, öğretmen, eğitimcilerin oluşturduğu
eğitim düzenini arıyoruz.
 |
"Bilgi
aşktır. Aşk içinde aktarılmalı, aşk içinde tartışılmalıdır."
|
Bu
nitelikleri tamamlayacak boyutlardan biri de, eğitimin tarih
boyutudur. Her eğitim düzeninin, içinde yer aldığı kültürle
birlikte, bir geleneği vardır. Düzen, bu geçmişi yorumlayabilmeli,
şimdiki hayatımıza, düşünce, düşünme biçimlerimize ulaştırabilmelidir.
Bu geçmiş, canlı, yaratıcı bir gelecek beklentisiyle birlikte
gitmelidir. Gelecek boyutu, şimdi ve geçmişle birleşerek üç
boyutlu bir zaman anlayışıyla zenginleştirilmelidir. Umut
zenginleştirilmelidir, umut vermelidir, bir eğitim düzeni,
genç insanın neyi umacağı, gelecekten ne bekleyeceği konusunda
ışık tutmalıdır ona.
Bilgiyi
öyle aktarmalıyız ki, eğitişim öyle yürütülmelidir ki, eğitişimciler
(öğrenciler, öğretmenler, uzmanlar...) yaşama sevinci duymalıdırlar
yaptıklarından. Geçmiş yeniden gözden geçirilip, gelecekle
olan bağı kurulmalıdır, insan zenginleşmen, yılgınlığını,
karamsarlığını atmalı, bilginin coşkusunu yaşamalıdır. Düzenin
kuramsal boyutunu anlatırken, pratiğe bağlanıp kalma tehlikesinden
söz etmiştik. Bilgi, diploma almak, un sahibi, unvan taşıyıcısı
olmak için edinilmemeli. Bilgi, kültürümüzün son derece gereksinim
duyduğu "iç insarrın doğmasına yardımcı olmalıdır, "iç
insan" değerler taşıyan insandır. Salt çıkarlarını gözeten,
insanları "dış'tan, toplumsal, ekonomik konumlarına göre
ele alan biri değildir. Gönül zenginliğine erişmiş, bilgisiyle
aklını, duygularını birleştirmiş, bütünleştirmiş biridir.
İlişki kurduğu insanları, çıkarlarına hizmet eden varlıklar
olarak görmez. Eğitim düzeninin "iç insan"ı hedefleyen
bu boyutunu başka yazılarımda, daha ayrıntılı tartışmak üzere
burada kesiyorum. Eğitimin ne kadar da çok boyutu varmış diyen
okuru umarım sıkmıyorumdur. Kutuyu açtıkça yeni kutular çıkıyor.
Eğitimin iletişim boyutu var bir de. Kendini anlatmayı, başkalarını
dinlemeyi, söylemeyi, söyleşmeyi bilen, eleştiri cesaretine
sahip, aldığı eleştirilerle kızgınlığa, yılgınlığa kapılmayan,
muhabbet insanı yetiştirmeyi amaçlayan boyutu, sohbetin, salt
konuşmanın, dinlemenin tadını almış, birbirlerini bir araç
gibi kullanmayan, anlamaya, anlatmaya, anlaşmaya yetkin insanların
oluşturduğu toplumun kurulmasını sağlayan bir eğitim düzeni,
unutmayalım ama: iletişime hazır olma, bir boyun eğme tavrını
gerektirmez. Sağlıklı iletişim, sömürmeye, sömürülmeye izin
vermez. Başkalarını anlamaya çalışma, onların düşüncelerini
kabul etme anlamına da gelmez. Anlarım ama kabul etmeyebilirim.
Tartışabilirim. Yoksa gelişme olmaz. Değişme gerçekleşmez.
Anlama, art niyeti, kandırmayı, propagandayı sezdirir. Gönül
açıklığını sağlayabilir.
Gelelim
son boyuta: Eğitimin önemsenmemiş, en can alıcı boyutlarından
birinden söz edeceğim. Mizahtan. Mizah eğitimi diri
tutar. Eğitime can katar. Mizah duyusu olan eğitişimciler
kendi özür ve eksikliklerini belirler. Araştırmanın, bilgilenmenin,
yaratıcı olmanın gülümsemeden, gülmeden geçtiğini anlamışlardır.
Hiçbir bilgi, ne denli karmaşık, soyut olursa olsun mizahtan
uzak değildir. Zorluk, bu mizah öğesini yakalayabilmektedir.
Yakalandığında, en çetin bir bilgi sorunu bize yakınlaşır.
Bir parçamız olur. Belki ders kitapları sıkıcılıklarını karikatürlerle,
ince esprilerle ortadan kaldırabilirler. Burada mizahın dozunu
ayarlayabilmek önemlidir.
 |
Eğitim
düzeni mizah duygumuzu öldürmemelidir. İnsanın en önemli yanıdır
çünkü, umutsuzluklarımızdan, sıkıntılarımızdan arınmadır,
çaresizliğimizin yaşama sevinciyle birleşebilmesidır. Bu yazımda
dile getireceğim boyutlar bu kadar. Sizler de eğitimin yeni
boyutlarını keşfedin. Nasıl bir eğitim düzeni içinde olmak
'istediğinizi söyleyin. Talep edin. Eğitişimcilerin tümü,
öğretmen de olsalar, sonunda talebedir çünkü.
|