deliler dâhiler onlar da insandİ hİyaran baßarİ öyküleri
Sevdâdîl Keşîş Ahmet İNAM

"Türk düşünce tarihinde hıyarbilim üstüne çalışılmamıştır.
"Neden hala yaşıyorum?" diye soruyorum kendime, bunca hıyar arasında? Hayret buluyorum: Sen de hıyarsın. Bir yerlerinde köşe bucak sakladığın kanayan yüreğinle, gözleri buğulu sıcacık sevgili. Sevebilen hıyarsın. Azıcık atıyor yüreğin.
Şimdi ölebilirsin."

Ahmet İnam

 
 
 
 

Prof. Dr. Ahmet İNAM

1947 yılında Sandıklı'da doğan Ahmet İnam 1972'de ODTÜ Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü'nü bitirdikten sonra 1980'de İstanbul Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi'nde doktora derecesini aldı. Tez konusu mantık ve sistematik üzerineydi.
İnam, 1989'dan bu yana ODTÜ Felsefe Bölümü'nde profesördür. Mantık, bilim felsefesi, kümeler kuramı, endüktif ve modal mantık, dil felsefesi, tarih felsefesi, ahlak, estetik, iletişim felsefesi alanlarında dersler vermiş, tez çalışmaları yapmıştır.
1994'ten bu yana bir Gönül Felsefesi'nin arayışındadır. Çeviri ve telif 15'ten fazla kitabı, 300 civarında yayımlanmış makalesi vardır.

 
ahmet inam'ın
eğitişim yazıları

Ahmet İnam,

Türkiye'nin ve dünyanın en büyük sorununun hıyar ve hıyarlık olduğunu anladığında elli yaşına yaklaştığını farkeden Ahmet İnam, geçimini va'z verip, tef çalarak sağlamaktadır. Okuduğu kitapları ve diplomalarını yakıp, 86 model Şahin arabasıyla ormanlara dalıp gitmek istediyse de, dünyanın işgali altındaki kalbiyle kitaplar yazmakta, şarkı söyleyip yemek yiyerek şişmanlamaktadır.
Hakikati arayan Ahmet İnam, bulduğunda (bulamadan) ölecektir!
O şimdi ODTÜ'de felsefe profesörü...

"Psikiyatrist olmayı düşünüyordum. İnsanların gün ışığına çıkmamış, çıkamamış dünyaları şiddetli bir biçimde ilgimi çekiyordu. Böylelikle kendimi de tanıyabileceğimi umuyordum. (Yazık ki, ne yaptımsa olmadı, hâlâ kendimi tanıyamıyorum). Diğer yandan yoğun bir teori yapma tutkum vardı. Bu iki beklentim ancak yabancı dil bilgisi ile gerçekleşebilirdi. "İngilizce öğreneyim de hayatın anlamı üstüne teoriler saçayım" diye düşündüm. İngilizce öğreneyim derken mühendislik derslerine girerken yakaladım kendimi. Özellikle Knudsen soyadlı çok yaman bir fizik hocası büyüledi beni. Fizik okumayı düşündüm. Maddeyi anlarsam ruhu, toplumu, tarihi anlayabileceğimi düşünmeye başladım. Bunun gerçekleşmeyeceğini anladığımda, Avrupa'ya felsefe okumaya gitmeyi düşlerken, bir baktım ki sınıfımı kolayca geçivermişim. Mühendis olayım, felsefeyi sonra düşünürüm dedim kendi kendime.
Hazırlık sonrası "freshmen" yılında, derslerim dışında sosyal bilimler alanında yoğun bir okuma işine giriştim. Almanca ve edebiyat eleştirisi çalıştım. Ardından edebiyat eleştirisi alanında teorimi bu yılın yaz aylarında oluşturmaya başladım.
Sürekli yalnızlık çektim. Kafamdakileri paylaşacak insanların yokluğu bana acı verdi.
İlk yıl aldığım eğitimi genel olarak doyurucu buldum. Knudsen'in yanında matematik hocam Orhan Alisbah, dünyası zengin, etkileyici bir insandı.
Mühendislik dersleri okuduğum sonraki yıllarımda, alanlarında yeni doktora yapmış, yapmakta olan, deyim yerindeyse çok bıçkın, enerji dolu, yaman hocalarım oldu. İyi bir öğrenci değildim, kendimi gurbet elde yabancı biri gibi duya duya derslere girerdim, boş zamanlarımda. (Felsefe okuyor, edebiyat dergisi çıkarıyor, kızın birini deliler gibi seviyordum.)
Düşünmeyi, ihtiyatlı olmayı, hesabını vermeden konuşmamam gerektiğini (beceremiyor gibi görünsem de) mühendislik okurken anladım. Hocalarım, değerli insanlardı, beynimin palavracı yanlarının hızardan geçtiğini düşünürüm, onların eliyle.
Sorunum derdimi, kendimi anlatamamaktı. Anlatamadığım için düşünmem, acı çekmem gerekti. İyi de oldu. Oh olsun bana!
İki felsefeci hocam bana yeni bir yaşam alanı açtı: Cemal Yıldırım ve Teo Grünberg. Mantık, bilim felsefesi, analitik felsefe öğrendim onlardan.
Bir dünyaydı ODTÜ, düşünceye, araştırmaya, özgürlüğe açılan bir dünya. Yanlışlıkla da olsa, bu dünyaya gelmiş olmaktan, o dünyada duygu ve düşüncelerimi doyasıya yaşamış, yaşıyor olmaktan son derece mutluyum. Bu mutluluğu, dünyayı anlamak için çektiğim çilelerle, arayan bir insanın düş kırıklıklarıyla birlikte ince bir hüzün perdesi altında tadabiliyorum."

Ahmet İNAM
÷ bir söyleşiden ÷
"cânânım yıldızlara eş"

Ahmet İnam, bir taraftan çeviri faaliyetini devam ettirirken bir taraftan da her perşembe günü mimar, öğretim üyesi gibi hepsi farklı mesleklerden bir grup dostuyla bir araya gelerek musiki meşk ettikleri, şiir okudukları, felsefi tartışmalar yaptıkları meclislere devam etmektedir.

Bunlardan birinde bestekâr arkadaşı Kemal Tüfekçi'ye Nietzsche'den çevirdiği bir şiirin geleneksel müsikî formatıyla çok iyi yorumlanabileceğini söyler. 'Okuyunca şiirin bizim makamlarımızla bestelenebileceği kanısına vardım.' diyen Ankaralı bestekâr Tüfekçi, şiiri hüzzam makamında besteler. Nietzsche'nin "Dernachste" başlığını taşıyan bu şiirini Ahmet İnam Türkçeye "Cânânım" olarak çevirmiş:

Lütfen burnumun dibinden biraz öteme yerleş
Biraz uzağımda biraz da yükseğimde eğleş
Nasıl derim ben bu "cânânım yıldızlara eş"
Biraz uzağımda biraz da yükseğimde eğleş.

 
pof.dr.ahmet inam'ın kişisel sayfası:
http://www.metu.edu.tr/home/www41/ahmet-inam/

[bilgi ağacı][iletişim][ana sayfa][acans][oybideryum][linkler]